Kanserli Hasta Psikolojisi

    

 

 
KANSERLİ   HASTA   PSİKOLOJİSİ
                          DR.ERDOĞAN SÖZÜER
 
 Tıptaki gelişmeler kanserdeki artışı azaltmadığı gibi ilerlemesini de engelleyemiyor. Diğer taraftan ciddi bir hastalıkla birlikte yaşamak zor ve mücadele gerektiren bir süreçtir.
Hastanın kanser, kanser tedavisi ve bunların yaşam üzerideki etkisi hakkında pek çok sorusu vardır. Hastanın veya yakınlarının tedavi ekibi olarak bizim gözümüzden kaçan, bizce belki de önemli olmayan farklı sorunları olabilir. Ağrı, iştahsızlık, kendi işini kendi görememe, muhtaç kalma gibi sıkıntılara bağlı olarak hastanın psikolojik durumu daha da bozulur.Hasta bu duygu ve düşüncelerini konunun uzmanlarıyla görüşmekten çok benzer süreçleri geçirmiş başka hastalarla paylaşmak eğilimindedir. Kendini devamlı diğer hastalarla kıyaslar. Bu nedenle hastaların doğru bilgi kaynaklarına ve kendisine yardımcı olabilecek kişilere ulaşması önemlidir. Bu konuların görüşülebileceği en doğru adres ilgili doktorlar ve sağlık personelidir.   
Önce kanser bir yana herhangi rahatsızlık durumunda hastaların neler hissettiğine bir bakalım. Bir hastalık durumunda kişi değişik davranış aşamalarından geçmektedir.
Herhangi bir rahatsızlıkta hastalar neler hisseder?
 
Beş hastalık davranışı aşamasından bahsedilir:
  1. Hasta önce bazı şeylerin yolunda gitmediğini, her zamankinden farklı bir şeyler olduğunu fark eder.
  2. Kişi artık hasta olduğunu farkındadır ve profesyonel bir yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. 
  3. Hasta artık kendini hekime bırakmıştır, komuta hekimdedir.
  4. Tedavi sonrası hasta artık düzelmiştir ve kişi ‘ben sağlığıma kavuştum’ kararını vermiştir.
 
 
 
Kanserle yaşamak nasıl bir şey?
 
Kanser hastası olmak hastanın ve yakınlarının yaşamını birçok yönden değiştirebilir. Hasta ve yakınları kanser tanısıyla yüzleştiğinde bir şaşkınlık geçirir, üzüntü, kızgınlık, çaresizlik, terk edilme, korku gibi duygularla kafaları karışır. Diğer taraftan hasta bu yeni durumun işini, maddi durumunu, aile ilişkilerini nasıl etkileyeceğini düşünmektedir. Yapılan çalışmalarda kanser hastalarının %47’sinde tanı konacak düzeyde ruhsal bozukluk olduğu görülmüştür. Hastalarda uyum güçlüğü, çaresizlik, ölüm korkusu, yaşam (kariyer,evlilik,aile) ideallerinin tehdit altında olması çevreye bağımlı olacağı, fiziksel yıkım olacağı gibi düşünce ve kaygılar ciddi depresyona neden olur. Kanserli hastalarda genel nüfusa göre intihar riski 2-4 kat daha fazladır.
 
Ortaya çıkan bu tablo kanser hastalarının yaşam kalitesini ve tedaviye uyumunu olumsuz etkiler. Gerçekten de kanserli hastaların tedavisinde hastanın psikolojik durumu tedaviye uyumu ve tedavi başarısını etkilemektedir. Bu nedenle hastalara psikolojik yönden destek olunması önemlidir.
 
Kanser hastalarının yaşadığı psikolojik sorunlar nelerdir?
-         Hastalığı ilk öğrendiklerinde psikolojik tepki veriyorlar. Çoğu zaman kişilik değişimi görülüyor.
-         Uyum güçlükleri yaşayabiliyor.
-         Çevresinin ve kendisinin yaşadığı her yakınmayı hastalığa bağlıyor.
-         Panik ve kaygı bozukluğu ortaya çıkıyor.
-         Tedavi başladığında depresyona girme riski artıyor.
-         Kanser nedeniyle organ kaybı yaşamak depresyonu şiddetlendiriyor.
-         İleri kanser tedavisinde geçici kısa, orta, uzun dönemde beyin sendromu ortaya çıkabiliyor.
-         Hasta alkol, uyuşturucu gibi riskli davranışlara yönelebiliyor.
Kanser hastasına hastalığı hakkında gerçeği söyleyelim mi yoksa haberi olmasın mı?
Değerli okuyucular bu konu son derece tartışmalıdır. Hastanın ve hasta ailelerinin tanı konusunda bilgilendirilmesi, tedavi seçeneklerini bilmeleri hastanın uyum çabasının geliştirilmesinde katkı sağlamaktadır. Aslında her hastanın kendisi hakkında gerçeği öğrenmek doğal ve temel hakkıdır. Hastaya tedavi seçeneklerinin açıklanması ve bir tedavi programının sunulması hastanın durumunu kabullenişini kolaylaştırır. Belki de burada temel sorun söyleyip söylememek değil, nasıl söylemek olmalıdır. Hastanın umudunu zedelemeden gerçeğin kabullenişini sağlamak çok nazik bir denge içinde nasıl yapılacaktır, asıl problem budur. Öte yandan söylenmese de zaten birçok hasta sözsüz iletişim ve ortama ilişkin unsurlardan bu sinyali almaktadır. Burada hastanın uyumunda kişilik yapısı, duygusal olgunluk düzeyi, sorunlarla baş etme potansiyeli kadar hekimin yaklaşımı, bu konudaki tecrübesi de çok önemlidir. Tabii biz hastaya bir de cerrahi uyguluyoruz, ameliyatın hastaya yüklediği farklı bir psikoloji de var. Dolayısı ile kanser cerrahisi geçirecek hasta açısından pek çok yönüyle karmaşık ve yönetimi sıkıntılı bir süreç…
Sevgili okuyucular konumuz dışında olmasına rağmen şu soruyu sormak istiyorum. Hastaların tedavileri ile ilgilenen cerrahi ekibin psikoloji hakkında hiç düşündünüz mü? Çünkü bazen dışardan bakıldığında ameliyata giren çıkan, hastalıklı organları alan, işini yapan insanlar olarak görülür cerrahlar. Ancak işin birde bizim taraftan bakılan penceresi vardır. Özellikle yıllar geçip, olgunlaşıp tecrübe kazandıkça, mesleğinin gerçek manada felsefesini kavradıkça daha duygusal oluyor. Şunu kesinlikle ifade edeyim ki, ameliyathane olan bitenin bir cerrahı etkilememesi mümkün değildir. Evet ameliyat anında profesyonelce işini yapar, ancak hastasının sıkıntısından, ızdırabından, sosyal durumundan etkilenmemesi mümkün değildir. Cerrah belki de hekimler içinde bu konuda en duygusal kişidir. Benim en kırıldığım sorularlardan biri şudur. Hasta sizin yakınınız olsa ne yapardınız? Sanki cerrahi endikasyonlar kişiye göre değişiyor, aynı durumda cerrah farklı kişilere farklı tedavi uygulayacakmış gibi altında güvensizlik yatan bir soru bu. Evet biz tekrar konumuza dönelim.
 
Bazı ülkelerde doktorlar hastaya hastalıkları ile ilgili gerçekleri, tüm açıklığı ile anlatırlar. İlgili doktorlar ‘tıbbi bilgilerimize göre ortalama yaşam süreniz şu kadar görünüyor. Bu nedenle çocuk yapmayı planlıyorsanız iyi düşünün, borca girip bir iş kuracaksanız iyi düşünün’ gibi hastayla yüz yüze geleceği hakkında planlar yapabilirler. Ancak her ülkenin şartlarının ve insanlarının farklı yapılarda olduğunu bilerek ona göre bir politika belirlenmesi daha uygun görünmektedir.
 
Benim kişisel tecrübelerime dayanarak uygulamam şöyledir ve bunun iyi bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Hastaya direkt olarak ‘sende kanser var, şu organını alacağız, şu kadar yaşarsın’ gibi ürkütücü söylemlerde bulunmuyorum. Ancak yakınlarına hastaları hakkında olabildiğince geniş ve tam bilgi veriyorum. Öncelikle bu tedavinin uzun bir süre alacağını, tedavi sürecinde sıkıntılar hatta sürprizler olabileceğini söylüyorum.
Hastanın kanser tanısına tepkisi nasıl olmaktadır?  
İnsanlar kanser tanısı karşısındaki tepkisi farklı aşamalar göstermektedir.
-         İlk aşamada en yaygın tepki şok olma, inanmama, neden ben? Sorusu şeklindedir. Bu nedenle hastanın psikolojik açıdan önceden hazırlanması, sosyal ve duygusal destekleri sağlanarak kendisine yavaş yavaş, alıştırarak söylenmesi daha doğru olabilir.
-         Ardından kızgınlık ve depresyon gelişir. Neler olacağı hakkında belirsizlik, geleceği konusunda endişe, çaresizlik, ortamından ayrılma düşünceleri bu dönemde temel unsurlardır. Kişi güven ve denge arayışı içindedir.
-         Üçüncü aşama hastanın gerçeği kabul edip enerjisini ve ruhsal gücünü yeni yaşama yönelttiği uyum dönemidir. Hasta tedavisiyle ilgili olarak umut beslemeye başlar ve türlü uğraşıyı göze alır.
Hocam bazen kendi kendime neden bizim başımıza geldi diye sormadan edemiyorum. Ne yapmam lazım?
 
Öncelikle kendi kendinize bu hastalık neden bizi buldu, bu kadar insan varken neden bizim başımıza geldi sonuç getirmeyecek, faydası olmayan tam tersine sizi yıpratacak zaman ve moral kaybettirecek sorulardan düşüncelerden sıyrılmanız gerekmektedir. Bu sorunun ne hastaya, ne hasta yakınına getireceği her hangi bir fayda yok. O halde enerjimizi bu soruya cevap aramakla tüketmeyelim. Bu durumda en yakınınız olan kişiye bile hiçbir fayda sağlayamazsınız. Bu nedenle siz güçlü olmalısınız ki hem hastaya hem de  ailenizdeki diğer fertlere moral ve güç verebilesiniz.
Her hastalığı yenme şansının olabileceğini hep aklımızın bir tarafında tutmalıyız.
Kemoterapi (kür tedavisi) hastanın psikolojisini nasıl etkiler?
Kanser kemoterapisi uzun süren ve defalarca hastaneye gitmeyi, bazı tahlillerin yapılmasını gerektiren ağır bir tedavi şeklidir. Hastanın psikolojik durumu, hastalığının farkında olması, ilaçların yan etkileri gibi pek çok faktöre bağlı olarak olumsuz yönde etkilenebilir. Bunun dışında hastalığa bağlı şikayetlerin ağırlığı da hastayı olumsuz etkileyebilir. Özellikle hastanede yatarak kemoterapi uygulanan hastalarda psikolojik sıkıntılar daha fazladır. Çünkü hastanede yatarak tedavi gören hastalarda anksiyete ve depresyon belirtileri daha sık ortaya çıkmaktadır. Kemoterapi ile ilgilenenlerin bütün bu faktörleri göz önünde bulundurması gerekir.
Kanser tedavisinde, kullanılan pek çok ilacın depresyona eğilimi arttırdığını biliyoruz. Ancak bu ilaçların kullanılmasından vaz geçemeyiz. Bu durumda anti-depresan ilaçlarla birlikte kullanılmaları gerekir.  
Radyoterapi (ışın tedavisi) hastanın psikolojisini nasıl etkiler?
Radyoterapi uygulaması hastada yeni kaygı ve korkular yaratabilir. Kemik iliği baskılanması ve enfeksiyon riskinden dolayı gereken zorunlu izolasyon hastanın psikolojik durumunu etkileyebilir. Bu aşamada hastanın daha fazla yakınlığa ve ilgiye ihtiyacı vardır. Kanser hastalarında zaten sık görülen depresif tablo derinleşebilir. 
Gerek kemoterapi gerekse radyoterapi konusunda şunları da ilave etmemiz gerekmektedir. Kanserli hastaların tedavisi rahat, konforlu ve kalabalık olmayan ortamlarda, hastanın hekimi ile sohbet ortamında konuşabileceği bir zamanın ayrılabildiği mekanlarda yürütülmelidir. Tedavi ve muayene ortamının rahat, kalabalık olmaması ve ferah olması, personelin yakın ilgisi hastanın stresinin azaltılmasında yardımcı olur. Hastanın hekiminin bilgi ve deneyimine güvenmesi, çeşitli kaynaklardan edindiği bilgiler hakkında rahatça görüşme yapabilmesi, hekimine ulaşım kolaylığının olması da tedavi esnasında stresin azaltılmasına belirgin derecede yarar sağlamaktadır. Bu nedenlerle hastaların maruz kaldıkları tedavi ortamının rahat olması ve hekimi ile rahat konuşabileceği zamanın olması psikolojik açıdan çok önemlidir.
Uzun süreli stres, vücutta başta adrenalin ve kortikosteroid gibi strese yanıt hormonlarını arttırarak bağışıklık sisteminin baskılanmasına, vücudun kendisini savunma ve kanser ile savaşma yeteneğinde azalmaya neden olmaktadır. Bir çok gelişmiş kanser merkezlerinde kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte stres azaltılmasına yönelik program ve tedaviler uygulamakta, hastaların daha rahat ortamda tedavi olmaları sağlanmaktadır.
Psikolojik destek ne sağlayabilir?
Psikolojik destek ile kanserli hastanın psikolojik tedavisinde zedelenmiş olan benlik değerini yeniden kazanmasına yardım edilir. Yeni bir yaşam planı ve gelecek planı oluşturmada destek olmaya çalışılır. Geçmişteki güçlü yönleri harekete geçirip hastanın baş etmede başarılı yolları desteklenir. Benzer sorunları olanlarla yapılan grup terapileri, iyileşmiş bir hasta ile görüşme sıklıkla yardımcı olur.
Psikoterapiler depresyonu azaltmada, yasam kalitesini yükseltmede yararlı bulunmuştur. Kanser bir aile hastalığı olarak tanımlanabilir. Hastaların ailelerinde de stres ve depresyon düzeyleri hastalarınki ile paralel bulunmuştur. Ayrı bir özellik de depresif durumun kanserin ortaya çıkmasında kolaylaştırıcı ya da mevcut kanserin gidiş ve seyrini, yasama süresini olumsuz etkilediği şeklindedir. Melankoliklerde kanserin daha sık olduğu belirtilmiştir. Özellikle kayıp, elem, acı, yas reaksiyonlarından sonra gelişen depresyon ve takiben ortaya çıkan kanserler dikkat çekicidir.
Özetle kanser hastalarının tedavi ve bakimi tıbbi, psikiyatrik ve psikososyal boyutları birlikte içerir. Psişik tedavi ve bakim genel tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.
. Bu durumun tersine hastaların psikolojik durumlarının tedaviye uyumu etkileyerek sağ kalım zamanını belirleyici rolü olduğu gösterilmiştir
Kanser tedavisinin psikolojinin önemi nedir?
 
Kanserli hastalarda stres, endişe ve depresyon gibi psikolojik bozukluklarının bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği bir çok çalışmada gösterilmiştir. Kanserden sonra ortaya çıkan depresyonun temelindeki kaygı düzeyini etkileyen faktörleri üç ana grupta düşünebiliriz:

1. Kanserin tipi, evresi, seyri, ağrı, bulantı gibi yan etkileri.
2. Psikolojik faktörler: Daha önceki uyum, baş etme yetenekleri, gelişimsel olgunluk düzeyi, hayattaki amaçları ve beklentilerini geliştirme potansiyeli.
3. Sosyal faktörler: Aileden, çevreden arkadaşlarından, tıbbî ekipten duygusal, psikososyal destek görebilme derecesi.

Kanserin tedavisinde hastanın psikolojik durumunun iyileştirilmesi de çok önemlidir. Tedavide ilaçlardan olduğu kadar psikoterapi şekillerinden, gevşeme tekniklerinden ve hipnozdan da yararlanılır. Bütün bunlarla beraber hasta yakınlarının hastaya gösterdiği koşulsuz sevgi, hastanın yerine kendini koyma (empati), hastanın hastalık derecesine göre kendini bırakmasının önlenmesi, hayata sarılmasının bir amacının olmasının, kendisini geliştirme imkanlarının sağlanıp teşvik edilmesi, başkalarına en az derecede ihtiyaç duyacak şekilde hayat şartlarının kolaylaştırılması, bununla beraber hastanın yalnız bırakılmayıp ona zaman ayrılması ve sorumluluklarının paylaşılması, hastalığın iyileşmesini olduğu kadar psikolojik sorunlarla baş etmesini de kolaylaştırmaktadır.

Hocam eşim kanser tedavisi görüyor, ona nasıl davranmalıyım?
 
Her çift farklı olduğu için hastalık çiftler üzerinde farklı etkiler yapıyor. Evliliklerinin temelinde sorunlar ve duygusal uzaklaşma olan eşler arasında hastalık ortaya çıktığında problemler daha da artmakta ayrılmalara kadar gitmektedir.    
Bazı çiftler ise birbirine eskisinden daha çok yakınlaşıyor bu durum aile bağlarının daha da güçlenmesine katkıda bulunuyor. Başka bir grupta ise eşlerden biri yakınlaşmak isterken hasta olan yaşama küskünlüğü nedeniyle iletişimi kabul etmiyor. İlişkide problemler çıkmaya başlıyor. Bu durumda kendini çaresiz hisseden sağlıklı eş de depresyona giriyor.
Tedavi nedeniyle hastaların dış görünüşlerinde değişiklikler, saç dökülmesi, cinselliğin kaybı gibi durumlar ortaya çıkabilir. Eşler tüm bu yeni durumlara adapte olmaya çalışmakta olduğundan çıkabilecek sıkıntıları son derece normal karşılamalı, duygularını birbirleri ile paylaşmalı ve karşılıklı destek konusuna özen gösterilmelidirler. Gerektiğinde psikriyatrist veya evlilik terapistinden destek alınmalıdırlar.
 
Aklımızda ne kaldı?
Hiçbir zaman umudumuzu kaybetmeyeceğiz.   Ne olursa olsun hayata daima pozitif gözle bakacağız, her şeyi olumlu açıdan düşünüp, bulunduğumuz şartlardan daha kötülerini yaşayan insanlar olabileceğini bileceğiz.