Kalın Barsak Kanserleri ve Polipleri

    

        

KALIN BARSAK POLİPLERİ
KALIN BARSAK VE REKTUM KANSERİ
DR.ERDOĞAN SÖZÜER
 
KALIN BARSAK POLİPLERİ
Erişkinlerin yaklaşık %15’inde bulunabilen polipler, kalın barsağın iç yüzeyinden barsak kanalına doğru büyüyen anormal yapılardır. Bunlarin bazıları geniş tabanlı, bazılarıda ince saplı olabilir. Poliplerin önemli bir kısmı ciddi şikayetlere yol açmaz ve tadvi gerektirmez, takip yeterlidir. Ancak bazıları da kanser habercisi sayılır ve bunlara daha ciddi yaklaşım gerekir. Çünkü bunlar zaman içinde değişim göstererek kansere kadar ilerlemektedirler. Genellikle kalın barsağın sol tarafında ve makata yakın bölgelerde görülmektedirler.
 
Polipler ne gibi şikayetlere yol açarlar?
Poliplerin çoğu sessiz syreder ve genellikle endoskopi veya barsak filimleri sırasında tesadüfen bulunur.. Bazı polipler ise karın ağrısı, kanama, sümüksü salgı ve ishal gibi şikayetlere yol açarlar.
 
Tanı nasıl konmaktadır?
-         Poliplerin tanısında endoskopik incelemeler bizi doğru tanıya götürmektedir. Bunun için değişik uzunluklarda endoskoplar kullanılmaktadır. Tüm kalın barsakları görmemizi sağlayan kolonoskopidir. Bu işlemler için önceden barsak temizliği yapılması gerekmektedir.
-         Endoskopik biyopsi. Endoskopik muayenede görülen polip tamamen veya bir kısmı çıkartılarak patolojik incelemeye gönderilir. Buradan gelecek netice ile polipin iyi huylu veya kötü huylu olduğu, ne kadar kansere eğilimli olduğu ortaya konur. Tedavi buna göre düzenlenir.
-         Bir başka önemli tanı yöntemi barsağa özel bir madde vererek yapılan incelemedir (baryumlu kolon grafisi). Bu madde ile barsağın iç yüzeyi boyanır ve polipler görülür hale gelir.
-         Dışkıda kan aranması
 
Polipler tedavi edilmeli midir?
Poliplerin tedavisi belirlenirken bazı önemli noktalar dikkate alınır.
-         Polipin hücresel özelliği (iyi veya kötü huylu)
-         Poliplerin sayısı
-         Polipin büyüklüğü
-         Poliplerin barsakta yerleştiği yer veya yerler
 
Bu özellikler dikkate alınarak hastaya nasıl bir tedavi yolu izleneceğine karar verilir. Bazıları ise sadece takip edilir. Buna göre endoskop ile poliplerin çıkartılması veya ameliyat ile barsağın ilgili kısmının çıkarılması gibi işlemler uygulanabilir.
 
Önemli olan başka bir husus polipler çıkartılsa bile takiplerin devam etmesidir. Çünkü hastada polip oluşumuna yol açan faktörler devam etmektedir, barsağın başka bir yerinde polip oluşmaması için bir garanti yoktur. Daha önceden polip çıkarılan hastaların yaklaşık %30’unda tekrar başka bir bölgede polip gelişebileceğini biliyoruz.. Bu nedenle hastalar takipten uzak durmamalıdırlar.
 
 
KALIN BARSAK VE REKTUM KANSERİ
 
Değerli okuyucular, kolon kanseri tüm kanserler göz önüne alındığında erkeklerde 3., kadınlarda ise 2. sıklıkta görülmektedir.Tüm kanserlerin %7-15'ini, barsak kanserlerinin ise %75-95'ini kolon kanserleri oluşturur. Bu bilgi bize ne kadar sık görülen bir hastalık olduğu hakkında fikir vermektedir. Diğer taraftan kolon kanseri, kanser nedeni ile ölümlerin önde gelen sebeplerindendir, tüm kanser ölümlerinde üçüncü, dördüncü sırada gelmektedir. Batı tipi fast-food diyet alışkanlığı olan toplumlarda (malesef ülkemizde giderek yaygınlık kazanmaktadır) daha sık görülmektedir. Kolon kanseri ile ilgili iyi bir haber ise erken tanı konulduğunda tedaviden en çok yararlanılan iç organ kanseri olmasıdır. Bu nedenle erken tanı konulması önemlidir.
 
%80'inden fazlasında ortalama 8 aylık bir gecikme olduğunu söylersek ve yaklaşık olarak bu gecikmelerin 1/3' ünden malesef hekimlerin sorumlu olduğunu söylersek durumun önemi daha iyi anlaşılır sanırım. Hekim olarak bizim yaptığımız hataların başında hastaları muayene ederken parmakla yapılması gereken anal (makat) muayeneyi yapmamamız veya gereken önemi vermememiz gelmektedir. Halbuki kalın barsak kanserlerinin %50’si parmakla hissedilebilecek mesafededir. Bir diğer önemli hata anal bölgedeki basur, çatlak, iltihap gibi hastalıklara eşlik eden daha ciddi bir hastalığın olup olmadığını yeterince araştırılmamasıdır. Bu şekilde kısa bir süre önce basur nedeniyle ameliyat olmuş ama aslında rektum veya kalın barsak kanseri olan ve esas ciddi hastalığı atlanan pek çok hasta vardır.

 

 
Kolon kanserlerinde gecikmenin önemli bir kısmından da hastalar sorumludur. Hastalar neyi eksik yapmaktadır?
İnsanımız ahlâki nedenlerden dolayı kolon ve rektum ile ilgili şikâyetlerin son dönemlere kadar doktorlara hatta en yakınlarına bile söylemekten ve muayene olmaktan kaçınırlar. Ancak bu tip şikâyetlerin gizlenmesinin ve zamanında doktora gidilmemesinin sonucu hüsran olmaktadır.
 
İşte bu sebeplerden dolayı hastaların önemli bir kısmı kanserin çok ileri dönemlerinde (karaciğer metastazı ile tıkanma hatta barsak delinmesi bulguları ile müracaat ederler. Maalesef bu hastalar radikal tedavi şanslarını kaybetmiş olurlar.
 
Sizlere bu önemli ve sık görülen hastalık hakkındaki bilgileri yine bazı sorular ve cevapları şeklinde aktarmaya çalışacağız.
 
Öncelikle merak edilen bir hususla başlamak istiyorum, kalın barsakların görevi nedir? Kalın barsak olmadan hayat olur mu?
Kalın barsakların esas görevi gaitayı (büyük abdest) depo etmektir. Ayrıca ince barsaklardan gelen muhtevadaki suyu ve elektrolitleri de emerek vücutta kalmalarını sağlar. Kalın barsakların bir kısmının çıkarılması hayatı önemli bir şekilde etkilemez ancak geniş şekilde veya tamamen çıkarılması önemli bazı sıkıntılar yaratır.
 
 
Resim 1: Kalın barsakların genel görünümü
 
İsterseniz şimdide kalın barsak kanserine yol açan sebeplerden ve kimlerin daha fazla risk altında olduğundan bahsedelim.
Diğer çoğu kanserde olduğu gibi kolon kanserlerinin de kesin sebebi bilinmez, fakat bazı faktörler sorumlu tutulmakta ve belli başlı risk faktörlerinden bahsedilmektedir. Bunların bazıları şunlardır:
Kalın bağırsak kanserlerinin oluşumunda bilinen şunlardır:
  • 50 yaş ve üstünde olmak: Tabii ki yaş ilerledikçe risk artmakta. Ancak günümüzde “bu yaşta kanser olmaz” diye ön fikir yürütebileceğimiz bir sınır malesef yoktur. Bu nedenle ileri yaşlarda çok daha dikkatli olmakla beraber her yaşta barsak kanseri gelişebileceği de akılda tutulmalıdır.
  • Birinci dereceden akrabalarında (anne, baba, kardeş) kolon kanseri veya polip olanlar:Birinci derece yakınlarında kolon kanseri olan kişilerde kolon kanseri gelişme riski normal kişilere göre üç misli fazladır. Akrabaların kolon kanseri tanısı aldığı yaş önemlidir. Bu nedenle riskli kişiye, akrabanın kolon kanseri olma yaşından 10 yıl önce tarama testi yapılmalıdır.
Tarama işlemi protokolü değişik kliniklerde küçük farklılıklar göstermekle beraber şu şekilde uygulanmaktadır:
-         Her yıl gaitada gizli kan tetkiki
-         5 yılda bir rektosigmoidoskopi
-         10 yılda bir tam kolonoskopi
  • Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi kronik iltihabi bir barsak hastalığının bulunması.
  • Diyet ve çevre ile ilgili faktörler: Hayvansal yağ ve kırmızı etin sık tüketimi, lif (fiber)'den fakir gıdalarla beslenme riski arttırmaktadır. Fazla lif ihtiva eden diyet, barsaktan geçiş süresini kısaltır. Böylece karsinojen (kansere yol açan) maddeler ile mukoza daha kısa süre temas halinde kalır ve kanser daha az görülür. Liften yoksun diyet ise tam tersi bir etki gösterir. Ayrıca fazla hayvansal yağ ihtiva eden yemekler ile beslenme de kolon kanseri riskini arttırmaktadır. Bu tip beslenmede barsak florasının kompozisyonu bozulur. Özellikle bakteroidesler ve klostridiumlar gibi bazı mikroorganizmaların sayısı artar. Bunlar safra asitlerini çabucak değişikliğe uğratarak ve bazı karsinojenler ortaya çıkarırlar.
Obezite, aşırı kalori alımı, düşük fiziksel aktivite, aşırı sigara ve alkol tüketimi de kalın barsak ve rektum kanseri riskini arttıran faktörler arasında sayılmaktadır.
Bana kalın barsağınızda polip var dendi. Polip nedir? Bunların önemi nedir?
  • Kalın barsak ve rektumun iç yüzeyinde oluşan barsak iç duvarına ince veya kalın bir sapla bağlı olan ve barsak içine doğru büyüyen çıkıntılara polip diyoruz.   Bazıları çok daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına rağmen genellikle 50 yaşından sonra oluşurlar ve büyüyerek kansere dönüşebilirler. Polipler kanser değildir. Ancak yıllar içinde büyüyerek kanser riski taşıyan büyüklüklere ulaşabilirler.
Şunu vurgulayarak söylememiz gerekir ki kolorektalpoliplerbaşlangıçta iyi huylu olsalar bile bir kısmı beş ile yirmi yıl içerisinde kansere dönüşebilirler. Bu nedenle poliplerin tanınması, takip edilmesi, gerekiyorsa çıkartılması kolorektal kanseri engelleyecektir. Polipleri çıkartılmış kişiler arasında kanser oluşma ihtimali %90 oranında azalmaktadır.
  • Kolorektal poliplerin teşhisi ve çıkartılması için rektosigmoidoskopi veya tam kolonoskopi uygulanır. Kolonoskopi esnasında uzun, kıvrılabilir ışıklı bir kamera içeren alet anüs ve rektum yolu ile gönderilerek tüm kolon gözden geçirilir. Tespit edilen polipler kolonoskopi esnasında ağrısız olarak çıkartılabilir.
Kalın barsak kanserinin belirtileri nelerdir? Hangi bulgular olduğunda doktora gidelim? 
Şunu aklımızdan çıkarmamalıyız ki diğer kanserlerde olduğu gibi kalın barsak kanserlerinin de genellikle sinsi bir seyri vardır. Bu nedenle barsaklarla ilgili her türlü şikâyet dikkate alınmalı ciddi şekilde değerlendirilmelidir. O halde nelere dikkat edeceğiz?
En önemli belirti dışkılama alışkanlığında değişme gözlenmesidir. İshalya da kabızlık.                                                                                                                  Sık tuvalete gitme ihtiyacı, fakat yetersiz dışkılama. Bunu hasta şu şekilde ifade eder “doktor bey devamlı büyük abdestim var gibi, ancak tuvalete gidiyorum bir şey yapamıyorum”. Rektumdaki bu dolgunluk ve rahatlayamama hissi önemlidir, bu bölgede devamlı olarak büyük abdest refleksini tetikleyen bir tümör olabilir.
İştahsızlık ve zayıflama. Bu son derece tipik bir bulgudur. Hasta son zamanlarda gıdalara karşı bir isteksizlik duymaya başlamışsa bu uyarıcı olmalıdır. İştah önemli bir sağlık göstergesidir.
Dışkıda kan bulunması. Büyük abdest bittikten sonra taze, kırmızı kanama şeklinde olabilir veya abdeste sıvalı şekilde olabilir. Her nasıl olursa olsun kanama önemli bir bulgudur.                                                                                                                                     Dışkının kalem gibi incelmesi.                                                                                                                 Aralıklı karın ağrısı, gaz sancıları.                                                                                             Kansızlık, kendini aşırı yorgun hissetme.                                                                                        Bulantı ve kusma.
Hastalarımızın kafasını karıştırdığı için kabızlık konusuna açıklık getirmekte fayda görüyorum. Hangi duruma kabızlık diyoruz, kabızlık deyince ne anlayacağız?
Kabızlığı ifade etmede birkaç tanımdan faydalanıyoruz. Öncelikle defekasyon yani büyük abdest yapma sıklığı azalmıştır. Normal olarak barsaklar günde 1 kez boşaltılmalıdır (veya haftada en az 3 defa). Ancak kalın barsak kanseri olanlarda normal boşalım bozulmuştur. Bu sadece sayı olarak bir azalma değil aynı zamanda çıkarılan miktarın azalması olarak ta dikkati çekmektedir. Bu hastalarda gaitanın normalden sert olması ve bunun rektumdan zorlukla atılabildiği, bazı hastaların ancak değişik lavmanlarla rahatlayabildikleri sıklıkla ifade edilen durumlardır.
Büyük abdestten sonra hastaların rektumlarının tam boşalmadığından, hâlâ bir basınç hissi olduğundan şikâyet etmeleri durumundan daha öncede bahsetmiştik. Bu yüzden "ben kabızım" diye şikâyet eden bir hastanın ne demek istediği iyice anlaşılmalıdır. Kabızlığın kolon ve rektum kanseri haricinde de bazı sebepleri olabilir. Bunlar arasında alınan bazı ilaçlar, elektrolit dengesizlikleri, gebelik, psikiyatrik bozukluklar sayılabilir.  
Kolorektal hastalıklarda tanı yöntemleri nelerdir ?
Fizik muayene: Öncelikle hastanın doktora başvurması ve çok iyi bir fizik muayene yapılması gereklidir.  Fizik muayenenin vazgeçilmez bir parçası anal kanalın parmakla muayene edilmesidir (rektal muayene). Rektal kanserlerin yaklaşık %80’i parmak mesafesinde olduğu için bu yöntem ile rektum kanserlerinin önemli bir kısmı kolayca tanınır. Doktor tümörü sert kenarlı, düzensiz bir kitle olarak hisseder.
Gaitada gizli kan araştırılması: Kalın barsak kanseri ve polipler dışkı renginde değişiklik yapmayacak küçük miktarda kanamaya neden olabilirler. Bu nedenle yılda 1 kez haftada 3 kez yada 3 gün üst üste özel bir diyetten sonra dışkıda kan aranır. Son derece basit bir testtir, hastanın özel kartlar üzerine alacağı küçük miktarda dışkı örnekleri laboratuarda incelenir. Ancak polip veya tümörden sürekli kanama olmadığından testin duyarlılığı düşüktür. Bu nedenle her yıl tekrarlanan dışkıda gizli kan testi ile birlikte 5 yılda bir yapılan rektosigmoidoskopi tanı şansını arttırır.
Baryumlu kolon grafisi: Bu tetkik ile barsakta dolma defekti (elma yeniği manzarası), anüler darlık, tıkanma gibi patolojik bulguları tespit etmek mümkündür. Endoskopik yöntemlerin günümüzdeki kadar ön plana çıkmadığı önceki yıllarda çok popüler olan kolon grafileri giderek değerini kaybetmekte ve daha az uygulanmaktadır.
 
CEA (Karsino Embriyonik Antijen): Normalde erişkinlerde olmayan özel bir antijendir. Kesin tanı koydurucu olmamasına rağmen özellikle kolon kanserlerinde tespit edilmektedir. Bunun dışında mide, meme, akciğer, karaciğer kanserlerinde, aşırı sigara içenlerde, ülseratif kolitte tespit edilebilir. Ameliyat öncesi dönemde CEA seviyesi yüksek olarak tespit edilirse nüks veya metastaz riskinin yüksek olduğu şeklinde yorumlanır.
Endoskopik yöntemler: Kalın barsal kanserlerimde kesin tanı için endoskopik tetkik (rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi), biyopsi (görülen lezyondan parça alınması) ve alınan parçanın tecrübeli bir patolog tarafından mikroskopik incelelenmesi yapılmalıdır. Endoskopik muayene, barsak kanserlerinin erken dönemde tanınması için yapılan ve en doğru tanı veren yöntemdir.
 
Önceki yıllarda 45–50 yaş üzeri barsak problemleri olan hastalara mutlaka endoskopik muayene öneriyorduk. Malesef ülkemizde kanser vakalarının artmasıyla beraber kanser görülme yaşının küçüldüğünü gözlemliyoruz. Bu nedenle endoskopik muayenelere daha sık ve daha erken yaşlarda ihtiyaç duyuyoruz. 35–40 yaş üzerinde barsak problemleri olan hastalara endoskopik muayene istemek doğru olacaktır kanaatindeyim. Barsakların endoskopik incelenmesi iki şekilde yapılabilir. Rektosigmoidoskopi dediğimiz alet ile rektum ve kalın barsakların aşağı kısımları incelenebilir. Kolonoskopi ile tüm kalın barsakların incelenmesi mümkündür.
 
Endoskopik muayenenin avantajları nelerdir?
Endoskopi ile barsak içi gözle görülür, hem de normal gözle görülenden defalarca büyütülmüş bir haliyle görülür. Böylece gözden kaçabilecek çok küçük boyuttaki lezyonlar görülebilir hale gelir. Ayrıca görülen hastalıklı bölgelerden istenildiği kadar parça alınabilir. Endoskopik muayenede alınan görüntüler değişik ortamlara kaydedilebilir. Böylece gerektiğinde ilgili diğer doktorlarında bu görüntüleri inceleme ve fikir yürütmelerine imkân sağlanır. Biz ameliyatı yapacak doktorlar olarak bu görüntüleri defalarca izleyip operasyon öncesi hastalık hakkında bilgi sahibi olmaktayız ve ona göre ameliyat plânları yapmaktayız.
Tüm endoskopik işlemler için barsakların temiz olması gerekmektedir. Böylece görülen lezyonlar tanınabilecek ve işleme bağlı komplikasyonların oranı düşecektir. Bu nedenle bir gece önceden hastalara barsakları boşaltacak bir ilaç verilir ve gerekiyorsa lavman yapılır. Ancak barsaklarında ciddi tıkanıklığı olan hastalarda barsak temizliği yeterli olmamakta bazen işlem iptal edilmektedir.
   Resim 2: Kolonoskopide tümörün görüntüsü
Görüntüleme tekniği olarak kolonoskopi dışında alternatif bir yöntem var mıdır?
Son yıllarda geleneksel kolonoskopiyi istemeyenler için alternatif bir yöntem daha var. Özel bir batın tomografisi olan sanal (Virtüel) kolonoskopi. Bununla da barsağı tamamen görüntülemek ve polipe rastlandığında daha sonra uygulanacak kolonoskopi ile biyopsi almak mümkündür. Ancak bu durumda hastaya iki defa barsak temizliği yapılması gerekecektir.
 
Kanser hastalıklarının farklı evrelerde olabileceğini duymuştum. Kalın barsak ve rektum kanserlerinde bunun anlamı nedir?
 
       
Evre                                       Açıklama

Tümör barsak duvarının iç yüzünde ve duvardadır. Duvar dışına taşmamıştır.

 

 

 

Tümör barsağın tüm katlarına yayılmıştır,

 

lenf düğümlerine yayılım yoktur.
 

 

Tümör yakın lenf düğümlerine yayılmıştır.

 

 

 

Tümör metastaz yapmış, yani uzak organ ve dokulara yayılmıştır. Burada karaciğere yayılım var.

 

 

 

 
 
 
 
Bana barsaklarıma yönelik bazı tetkikler yapıldı ancak hastalığın yayılımı açısından ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi gibi bazı tetkikler istediler. Bu beni endişelendirdi, bu tetkikler gerekli mi, hastalığın yayılımı ne demek?
Evet, bu önemli bir soru. Malesef kanser hastalığı erken tanı konmazsa bazı yollarla yayılmaya başlıyor ve biz hastalarımızı ancak geç evrelerde yakalayabiliyoruz. Bu konuda da sizlere kısa bazı bilgiler aktarmaya çalışayım.
 
Barsak kanserleri değişik yollarla yayılım göstermekte ve farklı organlarda hastalık ortaya çıkabilmektedir, biz buna metastaz diyoruz. Kanser dokusu öncelikle hemen kendine komşu olan, kendisiyle devamlı temasta olan diğer barsak kısımlarına yapışabilir ve bunları tutabilir. Buna komşuluk yoluyla yayılma denir. Ancak bazen hastalığın yayıldığı organ barsaklardan çok daha uzak bölgelere olmaktadır.
Bunu nasıl izah edeceğiz? Bunu kanser hücrelerinin devamlı olarak kan dolaşımında bulunması ve karaciğer, akciğer, beyin, kemik gibi uzak organlara yayılabilme kabiliyeti ile izah ediyoruz. Bazen de barsak duvarını tamamen tutmuş hatta aşmış kanser hücrelerinin karın içine dökülmesi ve bunların değişik organlara yapışması ile hastalık yayılmaktadır. İşte bu nedenle barsak kanseri tanısı alan veya şüphesi olan hastalarda diğer organlarda bir yayılım olup olmadığını anlamak için bazı tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Bu tetkikler hastalar için bezdirici olabilir veya gereksiz görülebilir. Ancak doğru olan ve yapılması gereken budur.
 
Ara sıra değişik kanser hastalarında gerekli tetkikler yapılmadan hastaların birkaç saat gibi kısa süreler içinde ameliyata alındığını duyuyor ve bu duruma üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Cerrahi bilimi ve sanatı sadece ameliyat değildir. Öncelikle hastaya gerçekten ameliyat gerekiyor mu? Hasta ameliyattan ne kazanacak ne kaybedecek sorularının doğru şekilde cevabının verilmesi gereklidir. Diğer taraftan ameliyat öncesi hazırlığın, gerekli konsültasyonların eksiksiz yapılması şarttır. Mükemmel bir cerrahi teknik uygulanmalıdır. Ve nihayet hasta ameliyat sonrası iyi takip edilmelidir. Cerrahiyi sadece ameliyathanede geçen saatlerden ibaret görenler sık sık sürprizlerle karşılaşırlar, hüsrana uğrarlar ve bunun faturasını maalesef iyileşemeyen veya kaybedilen hastalar öderler.
 
Sık sık bu tip sürprizlerle karşılaşan hekimlerin de olan bitenlerden bir ders çıkarmamalarını anlamakta güçlük çekiyorum. Tekrar ifade etmek istiyorum ki hızlı olunacak diye eksik işlem yapılması yanlıştır.
 
Peki hastalara tanı konulduktan sonra nasıl bir tedavi programı uygulanmaktadır?
Öncelikle şunu üzerine basa basa söyleyerek başlamakta fayda görüyorum. Kolon ve rektum kanserinin günümüzdeki altın tedavisi ameliyattır. Dünde böyleydi bugünde böyledir. Kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) yardımcı tedavilerdir ve cerrahi olmaksızın tek başlarına değerleri yoktur. Ancak zaman zaman hastalara cerrahi konsültasyon yapılmadan, cerrahların fikri alınmadan, kontrol dışında ilaçla tedavi uygulandığı ile duyumlar alıyoruz. Bu hastalar ne yazik ki daha sonra kendilerine hiçbir müdahale yapamayacağımız durumda, acil şartlarda tıkanma, kanama, barsak delinmesi gibi hayatlarını tehdit eden durumlar ile bize başvurmaktadırlar ve gerçek tedavi şanslarını kaybetmiş olmaktadırlar.
 
Eğer son 50 yıl içinde kolon kanseri yaşam sürelerinde düzelme varsa bunun esas sebebi, cerrahi olarak hastaların daha iyi şartlarda ameliyat edilmesi, kanserli dokuların daha geniş bir şekilde çıkartılabilmesi, ameliyat sonrası yoğun bakım imkânlarının ilerlemiş olması ve tabii ki gelişmiş kemo-radyoterapidir. Ameliyatın gayesi tümörün bölgesel veya sistemik yayılımına sebep olabilecek durumu ortadan kaldırmaktır. Cerrah geride hiç kanser dokusu bırakmadan ameliyat yapmak ister. Çünkü geride kanserli doku kalırsa bu bölgesel nüks kaynağıdır. Ayrıca ameliyat anında kanser hücresi ekimi olmaması içinde gayret gösterilmelidir.
 
Tedavi cerrah, gastroenterolog, medikal onkolog, radyasyon onkologu, patolog ve radyolog tarafından planlanır. Görüldüğü gibi bu bir ekip işidir. Bizim çalışma prensibimizde bu ekip düzenli bir şekilde her hafta, gerekirse daha sık, bir araya gelerek hastaların tedavilerini düzenler.
 
Cerrahi tedavideki gayemiz tümör ile tutulan barsak kısmının çevreden bir miktar sağlam doku ve lenf düğümleriyle birlikte tamamen çıkartılmasıdır. Uygulanan ameliyat tekniği ve ekibin onkolojik cerrahideki tecrübesi hem ameliyatın başarısı hem de daha sonraki sağ kalım süresi üzerinde etkili en önemli faktörlerden birisidir. Yapılan çalışmalar, onkolojik prensiplerine uygun olarak ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatların hastanın geleceği açısından en önemli faktör olduğunu göstermiştir.
 
Bana hangi ameliyatı yapacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?
Tedavide hastalığın evresi ve kalın barsağın, rektumun hangi kısmının tutulmuş olduğu son derece önemlidir. Tabii ki ameliyat öncesi yapılan tetkikler ameliyatta ne yapacağımız hakkında bizi yönlendirmektedir. Ancak son kararı ameliyat anında gördüğümüz manzara, tespit ettiğimiz bulgulara göre veriyoruz. Genellikle ameliyat öncesi veriler ile ameliyatta bulunanlar birbiri ile uyuşsa da bazen farklı bulgular tespit edildiği de olmaktadır. Örneğin hastalık tahmin edildiğinden daha ileri bir evrede olabilir veya kanserin yeri daha farklı olabilir.
 
Kalın barsağın son kısımlarını oluşturan rektum kanserlerinde, anüs bölgesindeki kasları ve sfinkterleri korumak mümkün olmadığı için anüsü iptal etmek ve karından dışkılamaya geçmek (kolostomi torbaları ile) bazen kaçınılmazdır. Böyle bir durumda hastanın normal yoldan büyük abdest yapması uğruna geride hastalıklı barsak bırakmak veya kanser şüphesi olan dokuları bırakmak ciddi bir hatadır. Çünkü hastalığın nüks etmesinde en önemli hususlardan biri tümörün ve çevresel lenf bezlerinin geniş şekilde çıkartılmamasıdır.
 
Evet, hastanın konforu çok önemlidir ve ameliyatta bunu sağlayabilmek için elden gelen tüm çaba gösterilmelidir. Ancak hastanın konforundan daha önemli bir husus vardır ki buda hastanın sağlıklı bir şekilde en uzun süre yaşayabilmesidir. Son yıllarda ameliyat öncesi radyoterapi ile birlikte kemoterapi uygulanması anüsün korunması açısından bazı hastalarda başarılı sonuçlar vermektedir.
 
Eğer kanser biraz önce bahsedilen kritik bölgenin daha yukarısında ise hastalıklı kısmın çıkartılması ve daha sonra sağlıklı kısımların tekrar uç uca birleştirilmesi ile (anostomoz yapılması) hastanın büyük abdestini normal yoldan yapması sağlanabilmektedir. Rektum kanserlerinde gelişmiş cerrahi teknikleri ve değişik özel ekipmanları kullanarak (stapler teknolojisi) artık daha aşağı bölgeye yerleşmiş kanserli hastaların kaslarını ve sfinkterlerini koruyabiliyoruz.



 
 
                                 
                                         Resim 3: Ameliyatta çıkarılan kanserli barsak

Kalın barsak kanserlerinde tüm cerrahi gelişmelere karşın geride mikroskopik düzeyde kanser hücresi bırakmanın önüne geçilememektedir. Bu nedenle ameliyat sonrası dönemde kemoterapi ve radyoterapi gibi yardımcı tedavilere mutlak gereksinim vardır. Bu tedaviler ameliyat bulgularına, patoloji bulgularına ve hastalığın evresine göre plânlanmaktadır. Kemoterapi ve radyoterapi ile ameliyatta gözle görülmesi mümkün olmayan kanser hücreleri yok edilmeye çalışılır.
Kalın barsak kanserlerinde yaşam süreleri nasıldır?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum. Kalın barsak kanser ameliyatları cerrahinin en önemli ameliyatları arasındadır. Bu hastaların genellikle yaşlı, uzun süreden beri iyi beslenemeyen hastalar oluklarını ve şeker, hipertansiyon, kronik akciğer hastalıkları gibi yandaş problemleri de olabileceğini hesaba katarsak konu anlaşılmış olur kanaatindeyim. Örneğin ameliyat sonrası erken dönemlerde barsakların birbirine birleştirildiği yerde yani anastomozda bir problem olması ciddi bir durumdur, belki de yeni bir ameliyat gerekecektir. Bunun dışında da bazı problemler görülebilir ancak burada bu kadar detaya inmeyeceğim.
 
Hastaların yaşam süreleri üzerinde etkili çok çeşitli faktörler vardır. Ancak yaşam süreleri değerlendirilirken hep hastalığın evresi temel alınarak bazı yüzdeler ile bilgi verilmeye çalışılır.
            
     Hastalığın evresi          5 yıllık yaşam süresi (%)
                      A                                    90
                      B                                    75
                      C                                    40
                      D                                    2
        
Kalın barsak kanserinden nasıl korunalım? Nelere dikkat edelim?
Öncelikle beslenme ve diyet konusuna girmekte fayda var. Daha öncede belirttiğim gibi bol miktarda sebze ve meyve tüketmekte, yani lifli gıdalar almakta fayda var. Çünkü yüksek lifli gıdaların kolondaki kansere yol açan maddelerin konsantrasyonunu düşürdüğü ve kolon duvarı ile bu maddelerin temas süresini azalttığı bilinmektedir. Yine diyetteki kepek ve tahılları arttırmakta fayda var. Belki de bazı meyve ve sebzelerde kalın barsağı kanserden koruyan maddeler var.
Hayvan çalışmalarında ve insanlarda yapılan araştırmalarda yüksek hayvansal yağ ve kırmızı et içeren diyetlerin kolorektal kanser riskini arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle yenilen yağ miktarını ve kırmızı eti azaltacağız.

 
Aklımızda neler kaldı?
 
 Barsak alışkanlığında değişiklik, karında şişkinlik, iştahsızlık, kilo kaybı, rektal yoldan kanama gibi şikâyetleriniz varsa mutlaka doktora başvurunuz. Yakın aile bireylerinde kalın barsak ve rektum kanseri olanlar, lütfen daha da dikkatli olunuz.     
Doktorunuza her şeyi açıklayın, her şeyi sorun. Hiç bir şikâyetiniz gizli kalmasın.
 
 

 

Evet; erken tanı önemlidir ama kolon kanserlerinde vakaların